KUFU HASAN AĞA

KUFU HASAN AĞA

“Mübadeleden Önce Bir Kapadokya Kasabası” kitabında Sinasos anlatılırken, Rum hemşerileri tarafından efsaneleştirilmiş bir Türk’ten bahsedilir. Kufu Hasan Ağa. Yunanca elyazmalarında unutulmaya terk edilmiş bu tarihi şahsiyet, İbrahim Yücel’in çalışmaları ile gün ışığına kavuştu. Tarih boyunca ağırlıklı olarak ibadethanelerin, yerleşim alanlarının kayaların oyulması suretiyle yapıldığı Kapadokya’da kaya oymacılığı çok özel bir öneme sahiptir. Kufu Hasan Ağa, Sinasos’un Mimar Sinan’ıdır. Aslen Yeşilhisar’ın Araplı Köyünden olup Sinasos’a çalışmaya gelenlerdendir. Evi, Cavit Otel ‘e bitişik ve şu anda metruktur. (Cavit Çelebi anlatımı) Kasabanın kültür ve inanç hayatında en önemli ibadethanesi Aya Nikola ve Manastır Kiliseleri, Aziz Savas, Aziz Minas ve Azize Barbara günümüze kadar gelemeyen Sinasos Belediye binası gibi bazı kurumsal yapılar ve Aya Milianos eteklerindeki evlerin tamamının Kufular tarafından yapıldığı, araştırmada gün ışığına çıkarıldı.

Sanatındaki ustalığın abartılarak efsaneleştirildiği ve Rum elyazmalarında “Aya Nikola, Kufu Hasan Ağa’ya düşünde gözükerek, bir maket verdi. Ondan manastırını bu şekilde açmasını istedi” aktarımı, kısa zaman önce kaybettiğimiz Sinasos’un önemli şahsiyetlerinden 1924 doğumlu İbrahim Boz tarafından da “Babamdan çocukluğumda dinlerdim” şeklinde teyid edilmekteydi. Yine Rizos elyazmalarında; “bize aman vermeyen kayalar, Kufu Hasan Ağa karşısında kor gibi eriyordu” şeklinde anlatılmaktadır. Üzerinden iki yüzyıl geçmesine rağmen gerçek kimliği bilinmeyen Kufu Hasan Ağa’nın efsanesinin, çağdaş Yunanca hikâye kitaplarında varlığını sürdürmesi, ortak kültür mirasının sınırlarını ortaya koyması açısından son derece anlamlı.

Mübadelenin insanları iki kıyı arasında savurduğu 1923 Ağustos’unda Serafim Rizos, daha önce benzerine hiçbir yerde rastlanmamış bir projeye imza atarak âşık olduğu kasabası Sinasos’u fotoğraflandırır. Gitmek var, dönmek yoktur bir daha… Daha sonra Serafim Rizos, Yeni Sinasos’da (Νεα Σιναός) yaşamının sonuna kadar günlüğüne aktarır; hafızasında kalan her ayrıntıyı. 1890’lı yıllarda ve henüz 8-10 yaşındaki bir çocuğun algısıyla betimliyor Kufu Hasan Ağa’yı. “(…) Kufulardan –köyümüzün meşhur Türk kayacı ailesi- biri olan kayacı, oyuğu derinleştirip girişe çok güzel bir oda eklemişti. Bu, belki de Kufuların en güzel eserlerinden biriydi. Kufu ailesi, orta çağdan gelme kayacı esnafından bir aile olmalıydı. Hıristiyanların, kiliselerinin kayaya kazınması işini hep Kufulara yaptırması, Ayios Nikolaos’un onlara görünerek kilisesini nasıl kazımaları gerektiğini gösterdiğini anlatan söylence, bana hep bu ailenin eskiden Hıristiyan olduğunu, daha sonra ise bilinmeyen bir nedenle din değiştirdiğini düşündürürdü. Yaşlı Hasan Kufu Ağayı, ezik burnu, cübbesi, ütüsüz fesinin üzerine sardığı yeşil sarığı ve çivili kundura değil de dikişli deriden hafif Kayseri işi ayakkabılarıyla her gördüğümde ne biz Hıristiyanlara ne de Türklere ait olmayan, eski zamanların bir insanı olduğunu düşünürdüm.” (…) (S. Rizos 339 nolu elyazması)

Ama gerçekler küçük Serafim’in düşündüğünden farklıdır. Kufu Hasan Ağa, Türkmen, Sağıroğlu Cemaatinden ve Müslümandır. 1853 yılında Kırım harbine katılan Kufu Hasan Ağa Kars dolaylarında vurulur. Ruslar tarafından burnu ve kulakları kesilir. Boynuna aldığı yaradan dolayı öldüğü düşünülerek savaş meydanında bırakırlar. Bıçak şah damarını kesmemiştir. 7nci kuşak torunu Hasan Erkan’ın babası Hasan Fehmi Erkan’dan aktardığı biçimiyle “Sürünerek birkaç kilometre yakındaki köye kadar gider. Sığındığı köyde boynunu koyun bağırsağı ile dikerler. Üç ay kadar sonra ayağa kalkar ve yürüyerek Kars’tan Sinasos’a gelir. Annesi ile köy meydanında karşılaşırlar ama annesi onu tanıyamaz. Kendisini tanıtır, sarılıp ağlaşırlar.” Utancından kulaklarını fes üzerine sardığı sarık ile saklamaktadır. Serafim Rizos’un “ezik” zannettiği ve daha sonra rumi işlemeli gümüş bir burunluk takarak gizlediği burnunun gerçek hikâyesi budur.

“O Sinasos’un büyük ustasıydı. Kayadan açtığı dini yapılarda Müslümanlar ve Ortodoks Rumlar birbirlerine büyük bir saygı içerisinde aynı anda ibadete katılıyorlardı.

Mustafapaşa ile ilgili bildiklerimizin çoğu Serafim Rizos’un anı defterinden

Sinasos ‘un Mimar Sinanı denilen Kufu Hasan Ağanın hayat hikayesi oldukça ilginç ve üzücü.

1853’te 18 yaşındayken kırım savaşında Kars’ta Ruslara esir düşüyor. Kulakları ve burnu kesilerek öleceği düşünülerek savaş meydanında bırakılıyor. Zorluklarla hayatta kalıp Sinasos’a dönüyor. Çirkin gözükmemek için burnuna gümüş burunluk, kulaklarını da örten sarık takıyor. Aya Nikola Manastırı ve Sinasos belediye binası, konaklar gibi birçok yapıda emeği var. İbrahim Yücel tarafından kaleme alınan makale ise bu projede neler olacağını anlatıyor.

Peki neler anlatmış İbrahim Yücel, SİNASOSLU KUFU HASAN AĞA ile ilgili yazıyı sizlerle paylaşıyoruz;

BİR BARIŞ PROJESİ; “SİNASOSLU KUFU HASAN AĞA”

Sinasos’un, (günümüzde Mustafapaşa) Osmanlı İmparatorluğunun en zengin kasabası olduğu çok az kişi tarafından bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Liyakat Madalyası sahibi Sn. Evangelia BALTA’nın ağırlıklı KAAM Arşivi kaynaklarından yararlanarak editörlüğünü gerçekleştirdiği “Mübadeleden Önce Bir Kapadokya Kasabası” kitabında Sinasos anlatılırken, Rum hemşerileri tarafından efsaneleştirilmiş bir Türk’ten bahsedilir. Kufu Hasan Ağa. Yunanca elyazmalarında unutulmaya terk edilmiş bu tarihi şahsiyet, İbrahim Yücel’in çalışmaları ile gün ışığına kavuştu.

Tarih boyunca ağırlıklı olarak ibadethanelerin, yerleşim alanlarının kayaların oyulması suretiyle yapıldığı Kapadokya’da kaya oymacılığı çok özel bir öneme sahiptir. Kufu Hasan Ağa, Sinasos’un Mimar Sinan’ıdır. Kasabanın kültür ve inanç hayatında en önemli ibadethanesi Aya Nikola ve Manastır Kiliseleri, Aziz Savas, Aziz Minas ve Azize Barbara günümüze kadar gelemeyen Sinasos Belediye binası gibi bazı kurumsal yapılar ve Aya Milianos eteklerindeki evlerin tamamının Kufular tarafından yapıldığı, araştırmada gün ışığına çıkarıldı.

Sanatındaki ustalığın abartılarak efsaneleştirildiği ve Rum elyazmalarında “Aya Nikola, Kufu Hasan Ağa’ya düşünde gözükerek, bir maket verdi. Ondan manastırını bu şekilde açmasını istedi.” aktarımı, kısa zaman önce kaybettiğimiz Sinasos’un önemli şahsiyetlerinden 1924 doğumlu İbrahim Boz tarafından da “Babamdan çocukluğumda dinlerdim” şeklinde teyit edilmekteydi.

Yine Rizos elyazmalarında; “Bize aman vermeyen kayalar, Kufu Hasan Ağa karşısında kor gibi eriyordu…” şeklinde anlatılmaktadır. Üzerinden iki yüzyıl geçmesine rağmen gerçek kimliği bilinmeyen Kufu Hasan Ağa’nın efsanesinin, çağdaş Yunanca hikâye kitaplarında varlığını sürdürmesi, ortak kültür mirasının sınırlarını ortaya koyması açısından son derece anlamlı.

Mübadelenin insanları iki kıyı arasında savurduğu 1923 Ağustos’unda Serafim Rizos, daha önce benzerine hiçbir yerde rastlanmamış bir projeye imza atarak âşık olduğu kasabası Sinasos’u fotoğraflandırır. Gitmek var, dönmek yoktur bir daha… daha sonra Eğriboz, Yeni Sinasos’da (Νεα Σιναός) yaşamının sonuna kadar günlüğüne aktarır hafızasında kalan her ayrıntıyı. 1890’lı yıllarda ve henüz 8-10 yaşındaki bir çocuğun algısıyla betimliyor Kufu Hasan Ağa’yı…

Salih Kalyon, 2017 yılında tamamlanması planlanan “Sinasoslu Kufu Hasan Ağa Belgeseli” için; “Bugüne kadar birçok karakteri oynadım. Ama Kufu Hasan Ağa’nın hayatımda çok farklı bir yeri var. Bu hikâye beni derinden etkiliyor.” diyor.

Hacı Müderris Efendi, yaşadığı dönemde Sinasos’un itibarlı ve çok sevilen bir şahsiyettir. Gök Ali’nin torunu Süleyman Hoca üzerinden Rum hemşerilerinin tabiri ile “Kufu Ailesine” mensuptur. Ruhu şâd olsun.

Kufu Hasan Ağa, Kapadokya’nın Sinasos kasabasında Osmanlı döneminde yaşamış, mimari ve yapı ustalığıyla efsaneleşmiş tarihi bir şahsiyettir.

Kufu Hasan Ağa, özellikle Sinasos (günümüzde Mustafapaşa) kasabasında mimar ve yapı ustası olarak tanınır. Yunanca elyazmalarında ve Yunanistan’da yayınlanan çocuk kitaplarında efsanevi bir figür olarak yer alır. Kasabanın kültürel ve dini yapılarında önemli katkılarda bulunmuş, Aya Nikola Kilisesi, Sinasos Eski Belediye Binası ve Serafim Rizos evi gibi yapıları inşa etmiştir. Sanatı ve ustalığı, kasabanın mimari mirasında özel bir öneme sahiptir ve Rum hemşerileri tarafından efsaneleştirilmiştir.

Kufu Hasan Ağa’nın yaşamı ve kimliği hakkında detaylar sınırlı olmakla birlikte, onun efsanesi çağdaş Yunanca hikâye kitaplarında ve elyazmalarında yaşatılmaktadır. 250 yıllık tarihi derinliği olan “Sinasoslu Kufu Hasan Ağa Evi” projesi, onun mirasını gün yüzüne çıkarmak amacıyla yürütülmektedir. Bu ev, günümüzde Kufu House Boutique Hotel olarak hizmet vermekte olup, Kufu ailesine ait tarihi bir yapı olarak korunmaktadır.

Kufu Hasan Ağa, Kapadokya’da kaya oyma teknikleri ve mimari ustalığıyla Mimar Sinan’a benzetilmiş, kasabanın ibadethanelerinin ve bazı kurumsal yapıların inşasında önemli rol oynamıştır. Efsanelerde, Aya Nikola Kilisesi’nin açılması için bir maket aracılığıyla yönlendirilmiş ve bu hikaye, onun sanatsal dehasının ve kasaba halkı üzerindeki etkisinin simgesi olarak aktarılmıştır.

FİB HABER

Kısaca, Kufu Hasan Ağa, Kapadokya’nın mimari ve kültürel mirasında iz bırakmış, efsanevi bir Türk yapı ustasıdır ve günümüzde Kufu House Boutique Hotel ile mirası yaşatılmaktadır. kufuhouse.com

Kapadokya’da çok özel bir köy var; Mustafapaşa, eski adıyla Sinasos. Mustafapaşa, antik dönemde adı Sinasos olan eski bir Rum köyü. Kapadokya’nın en doğal kalmış yerlerinden biri.

Olduğu gibi korunan evlerden biri, şu an otel olan Seraphim Rizos’a ait konak. 1853 tarihli Serafim Konağı, Mustafapaşa köyüyle ilgili bilgi sahibi olunmasını sağlayan Serafim Rizos’un dedesi tarafından yaptırılmış. Konağın orijinal giriş kapısı üzerindeki kitabede şu ifadeler yer alıyor:

“İnsanoğlu, eğer dostsan hoş geldin. Düşman ve kötü niyetliysen bu kapıdan uzak dur. Konak bugün benimdir, yarın başkasının olacaktır ve hiçbir zaman hiç kimseye ait olmayacaktır, 1853.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir