Uzun uzun sohbet edebileceğiniz kadınlar ve erkekler var etrafımızda. Dürüst erkekler; sevin o kadınları. Kadınlar da erkekleri. Güzelliğinden önce zekâsı, yakışığından önce aklı fikri, kokusundan önce duruşu, saygısı başınızı döndürsün. Ne konuştuğunu, nerde nasıl davranacağını ne istediğini ve ne istediğinizi bilen kadınlardan ve erkeklerden bahsediyorum. Kadının asaleti duruşunda, susuşunda ve konuşmasındadır. Bakımlı olmak her ikisine de yakışır elbet, ama asıl cevher akıldadır. Erkeğin asaleti yetiştiği aile ortamından ve insanlara karşı tavırlarından anlaşılır. İyi bir aile ortamında iyi bir annenin eğitimden geçmişse o asil bir erkektir. Asil bir erkek sevdiği kadını asla üzmez, incitmez, adam gibi sever.
Öyle asil kadınlar görüyorum ki etrafımızda, at hırsızı görünümlü kendini yetiştirememiş, iki yüz kelimeyi geçmeyen dağarcığı ile işsiz güçsüz hayatını devam ettirmeye çalışan tiplere bağlanıp acı çekiyorlar. Sonrası ayrılık, hüsran. Yazık oluyor. İnsan, insanla sınanıyor demek. Hayalleri gerçeklerinin çok uzağında kalan kadınlar, inandıkları ve güvendikleri sadece bir insana yakın yaşarlar; o da kendileri. Onları kapalı kapılar ardına hapsetmek hangi aklın ve mantığın eseridir?
Kadınlar vardır iyi kadınlar, değeri bilinmemiş, güzelliği fark edilmemiş kadınlar. Keşfedilmemiş, sırlarını, yaralarını yaratandan başkasına açmamış… Onların sözlerini gözlerinden, güçlerini karakterlerinden anlarsınız. Fedakârlıklarını kimseye anlatmayan ve de kimseye yaranamayan kadınlar. Yaranamazsınız; insana, çiçek açan ağaçlar da yaranamadı. Çiçeklerini döktü meyve verdi. Bu sefer de taşladılar; yine yaranamadılar. Seni de taşlarlar kadın.
Gözyaşlarını gece yastığına akıtıp, sabah kalktığında etrafına gülücükler dağıtan kadınların, omuzlarında taşıdıkları sorumluluğun ağırlığından başları öne eğildi. Çocukluklarına dargın, gençliklerine küskün, içleri dışlarından yangın kadınlar oldular. Toplumsal değerlerimiz var diyoruz ya; bir kadını sokak ortasında dövebiliyoruz, hatta bıçaklayabiliyoruz. Kimsede tık yok. Ama öpersek toplum tepki gösteriyor. Ne değerler ama… Merhamet yok, incelik yok, zarafet yok. Sevgi saygı yok, hayallerimiz yitik, inancımız yitik, öz güvenimiz yok. Bir ağaç kadar gelişememiş bireyler halindeyiz… Ama toplumsal değerlerimiz var.
Evlenince düzelir diyerek marazlı, işsiz güçsüz, terbiyeden yoksun, saygısız ve ahlaksız evlatlarınızı böyle zarif, kendini yetiştirmiş dört dörtlük kadınlarla evlendirip de evlilik müessesesinin adını lekeletmeyin. Onlara yazık etmeyin. Hapsetmeyin dört duvar arasına onları. Ana babanın eğitemediğini başkaları hiç eğitemez…
“Yazıyorum, yazdığımı okuyorum bir türlü istediğim manayı oturtamıyorum. Konu mu hassas, ben mi yetersizim anlayamıyorum? Bir ruhsal bozukluk hali var üzerimde. Hayra alamet değil biliyorum. Ama kimselere söyleyemem. Yine kendi kendime iyileşmek zorundayım. Biliyorum kime neye ihtiyacım olduğunu lakin anlatamam ki? Nasıl denklikten bahsedeyim, sevgiden, aşktan bahsedeyim. Bende hiçbiri yok ki. Sırası mı değil, zamanı mı? Hiçbir şeyin önemi yok aslında şu dünyada. Sağlık olsun diyelim. Gerisi zaten yalan.
Zorla değil ya, aşk olmayınca yazılmıyor işte. Sevilmeyince sevmeyince yazılmıyor. Denklik olmayınca yazılmıyor. Dolmuş kafamın içine bir sürü dünya problemler, memleket meseleleri. Gece uykusuzluk, gündüz huzursuzluk. Rahatım, huzurluyum desem yalan olur. Saat sabahın üçü, dördü. Gözler kızarmış, bir gram uyku yok. Paydos yok, iş başı yok. Yarının bugünden, gündüzün geceden farkı yok. Var desem o da yalan. Ortada kalan yaşadıklarım. Adı her ne ise sırlarım ya da uykusuzluğum. Bir de huysuzluğum, çekilmezliğim… Birkaç damla gözyaşı düşüyor kâğıt üzerine kâğıt utanıyor, kalem titriyor… Bir şey hissetmiyorum.
Cesaret olmayınca da olmuyor. Eli elimde, sesi kulaklarımda, gözleri gözlerime bakmayınca da yazılmıyor ki. Kırık dökük akortu bozuk bir sazım var yanı başımda; hiç değilse o beni dinliyor, anlıyor. İnsan bazen kendini de okumalı, yazmalı hatta matematiksel olarak hesaba çekmeli diyorum…”
Nerde kalmıştık? “Ana babanın eğitemediğini başkaları hiç eğitemez” demiştik… Ana-babalar; öyleyse önce siz merhametli olup, merhametli çocuklar yetiştirin; düşene herkes bakıp geçerken o el uzatsın. Tutup kaldırsın. Vicdanlı çocuklar yetiştirin; siz de vicdanlı olun. Birilerinin canını yaktıysa, geceleri rahat uyuyamasın. Sevmeyi öğretin; sevdiklerini kırmasın, incitmesin. Onlara mutlaka vefalı olmayı öğretin; doğduğu yeri, doyduğu yerleri unutmasın. Uzaktan bakmasın, nereden geldiğini asla unutmasın. Huyu suyu güzel olsun. Kendini ve haddini bilsin. Elindekilere güvenip başkalarını küçümsemesin. Kimsenin hakkını yemesin, hakkını da kimseye yedirmesin. Kısacası, adam gibi yetiştirin. Sonrası, güzelliği fark edilmemiş, keşfedilmemiş, sırlarını, yaralarını yaratandan başkasına açmamış, sözlerini gözlerinden, güçlerini karakterlerinden anlayacağınız, fedakârlıklarını kimseye anlatmayan ve de kimseye yaranamayan kadınları, kızları bulup onlarla evlendirin.
Nevzat Turgut Resmi Web Sitesi