MUSTAFAPAŞA-SİNASOS

Kapadokya’da çok özel bir köy var;

Mustafapaşa, eski adıyla Sinasos

Mustafapaşa, antik dönemde adı Sinasos olan eski bir Rum köyü. Kapadokya’nın en doğal kalmış yerlerinden biri.

Olduğu gibi korunan evlerden biri, şu an otel olan Seraphim Rizos’a ait konak. 1853 tarihli Serafim Konağı, Mustafapaşa köyüyle ilgili bilgi sahibi olunmasını sağlayan Serafim Rizos’un dedesi tarafından yaptırılmış. Konağın orijinal giriş kapısı üzerindeki kitabede şu ifadeler yer alıyor:

“İnsanoğlu, eğer dostsan hoş geldin. Düşman ve kötü niyetliysen bu kapıdan uzak dur. Konak bugün benimdir, yarın başkasının olacaktır ve hiçbir zaman hiç kimseye ait olmayacaktır, 1853.”

Kapılarımız dostlara her zaman ardına kadar açık. Dost olmayanlar uzak dursun

Her yeri ayrı güzel olan Kapadokya’da çok özel bir köy var.

Mustafapaşa, eski adıyla Sinasos.

Burası Ürgüp’e 6, Nevşehir’e 25 kilometre uzaklıkta bulunan, camilerden kiliselere, taş evlerden medreselere, manastırlardan konaklara pek çok yapıya ev sahipliği yapan eski bir Rum köyü.

Doğallığını muhafaza eden bin 300 sakinli köy her yanıyla “buram buram” tarih kokuyor.

Antik dönemde Sinasos adıyla bilinen köyde, M.S. 9. yüzyıldan başlayarak, Orta Çağ’a (Bizans), Osmanlı’ya ve erken Cumhuriyet dönemine ait 200 civarında tescilli yapı yer alıyor.

Köyün, Lozan Mübadelesi öncesi dönemde gayrimüslim ve Müslüman halkın ortak yaşam kültürünü, mübadeleyle gelen göçmenlerinin zenginliğiyle harmanladığı görülüyor. 19. yüzyılda Sinasos, “Doğu’nun İncisi” ve “Küçük Asya’nın Atina’sı” gibi isimlerle anılan, Orta Anadolu’da bir sanat, kültür ve ekonomi merkezi haline geldi.

Mustafapaşa 1924 nüfus mübadelesine kadar Ortodoks Rumlarının yaşadığı ve 700’e yakın taş konağın olduğu bir köymüş. Köyün sakinleri ise o dönemde havyar, şarap, zeytinyağı ve tıbbi ürünler satan varlıklı tüccar Rumlarmış. Mübadeleyle köyün sakinleri Yunanistan’a gönderilip yerine Türk nüfus yerleştirilmiş. Sinasos mimarları taş işçiliğini sanatsal bir mimariye dönüştürmüş. Günümüzde Kültür Bakanlığı tarafından korunan kasaba 1981 yılında turizme açılmış. Mustafapaşa’da asırlık yaşıyla 93 ev, sayısı 30’a yakın kilise ve şapel görsel bir tarih şöleni sunuyor.

Toplumları, yerel adetleri ve kültürel mirasları koruyan “dünyanın en iyi turizm köylerini belirleyen Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO), Mustafapaşa ‘ya da yer verdi. İnternet sitesinde de övgü dolu ifadelere yer veren örgüt, “Mustafapaşa’da turizm, ‘Kapadokya’nın ortak kültürel mirasını, çeşitliliğini ve özgün yaşam tarzını korurken, toplumu ve işletmeleri güçlendiren, kapsayıcı, sürdürülebilir ve yenilikçi eylemler yoluyla kırsal kalkınmaya ve dengeli büyümeye’ katkı sağlar” yorumunda bulundu. Resmiyete geçirilmese de Mustafapaşa, 17 sürdürülebilirlik kriteri arasından 9’unu karşılayarak en fazla puanı alan köy oldu.

Celal Korkut. Gazeteci

MAKALE
Nea Sinasos/ Despina Bouyoukmanou Papandreou
PalmosEvGr
13 Mayıs 2016

SERAFİM RİZOS- KUFU HASAN AĞA-İBRAHİM YÜCEL
ÜÇ ŞAHSİYET-BİR BARIŞ MESAJI

Eğer tarih, dünya ve çevre bağlamında, toplumların ve insanların yaşantısına ait bir dizi hadiseler bütünüyse, dur durak bilmeyen zaman ve yaşadığımız çağın asimile edici potası onları yok etmeden önce, ister tarihsel olsun ister folklorik olsun, her türlü bilgi ve belgenin derlenip toplanması ve muhafaza edilmesi önemli bir görev ve sorumluluktur. Çünkü kısa bir süre sonra bunlar yok olabilirler.

Orada, Anadolu’nun derinliklerinde bir kasaba….Sinasos.
Ve kasaba tarihinin anlatıcısı…Serafim Rizos.

Sinasos, kayda değer ölçüde gelişmiş kültürel ve sosyal yaşamı ile gerek edebiyat, sanat ve ticaret alanında, gerekse girişimcilik alanında ve bunun yanı sıra vatanlarına olan hizmet ve sevgileri konusunda öne çıkmış insanları hiç ara vermeden tarih boyunca yüceltmiştir. Pek çok Sinasoslu, geçmişten günümüze doğrudan nakletmek suretiyle bugün bizim için paha biçilmez değerde bilgiler ihtiva eden yaşantılarını münferit olarak ya da toplu halde yazma girişiminde bulunmuşlar ve bunu başarmışlardır.

Mübadelenin ardından, Sinasosluların bir bölümünün, eğitim kurumları ve dini müesseseleriyle Yeni Sinasos’un temelini attıkları Kuzey Eğriboz’a bağlı İstiea’ya yerleşmesiyle, hayatta kalma mücadelelerini ve Sinasos’un adının sadece coğrafi bir terim olarak anılmaması çabalarını sürdürdüler.

Serafim Rizos yorulmak nedir bilmeyen bir emekçiydi, hayatının büyük bir bölümünü memleketinin tarihini ve kültürünü kayıt altına almaya vakfetmiş, geniş bir tematik alanı içine alan elyazmalarıyla, birinci elden tükenmez bir bilgi kaynağıdır. Eserinin büyük bir bölümü Küçük Asya Araştırmaları Merkezi tarafından iki cilt halinde basıldı, bununla birlikte henüz yayımlanmamış malzemeler bulunmaktadır. Bazı elyazmaları günümüzde Yeni Sinasos İlkokulu Müzesinde bulunmaktadır.

İbrahim Yücel
O, Sinasos’un tarihine Serafim Rizos rehberliğinde yolculuk eden bir seyyah. Ve ansızın, hayal edilmesi güç bir şeyi gerçekleştirdi…

Kapadokya’nın ve onun yanı sıra Anadolu coğrafyasının kültürel ve manevi birliğinin bilincine varma duygusunu yeniden canlandıracak ve teyit edecek yeni bir hareketi başlattı. “Tarihin” herhangi bir yerden, üzeri örtülü, hiç kimsenin tahmin etmediği bir noktadan, gölgeler arasından, ortak kültür kaynaklarından, inanışlardan, kurgulardan, tozlu raflarda unutulmuş bir kâğıt parçasından, birkaç soluk satırdan yeniden yaratılabileceğini doğruladı.

Türkiye turizminde yaratıcı projeleriyle tanınan İbrahim Yücel, birkaç ay önce bana şu satırları yazıyordu:

“Rizos, elyazmalarında henüz 8 yaşındayken aklında kalan biçimiyle Kufu Hasan Ağayı, Kufu Ailesini anlatıyor. Araştırmalarımda, hiç kimse bu şahsın tam olarak kim olduğunu bilmediğini fark ettim. Yaklaşık iki yıldır “Kufu Hasan Ağa”nın kim olduğunu araştırıyorum ve 1725 yılından bu yana onun soyağacından yaklaşık 700 kişiyi tespit edebildim. Miskin mahallede oturduğu, günümüzde yıkılmaya yüz tutmuş evinin restorasyon projesini tamamladım. Sinasoslu Kufu Hasan Ağa Projesinde restoratör, mimar, arkeolog, antropolog, sanat tarihçisi gibi çok farklı dallarda uzman bir ekip çalışıyor. Ayrıca Kufu Hasan Ağanın hayat hikayesinin filme de çekilmesi yönündeki teklifleri değerlendiriyorum. Sinasos’taki araştırmam nerdeyse tamamlandı ve Yunanistan’da arşivlerde ve Yeni Sinasos’ta tamamlayıcı mahiyette araştırma için yardımınızı talep ediyorum. Sizden ricam, Kufu Hasan Ağa ile ilgili muhtemel atıflar için Serafim Rizos’un elyazmalarını benim adıma taramanızdır. ”

İbrahim Yücel, araştırmasına Evangelia Balta’nın “Sinasos, Mübadeleden önce bir Kapadokya kasabası” adlı kitabındaki 339 nolu elyazmasındaki bir paragraflık bir not ile başlamıştı ve bu ilk bilgiler, Kufu Hasan Ağanın mükemmel bir kaya ustası olduğu ve çok sayıda ibadethane ve başka yapıların kayacısı olduğu ile sınırlıydı.

Araştırmanın gelişmesi ile Sinasos’taki Ayios Nikolaos manastırının, Kufu Hasan Ağa’nın başyapıtı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu eser onun yaratıcısıyla o kadar özdeşleşmişti ki, söylenceye göre Ayios Nikolaos kayanın tam olarak nasıl kazınması gerektiğini göstermek için bizzat Kufu’ya görünmüştü. Kaya kazıma işinde ustalığı o denli mükemmel ve elde edilen sonuç o kadar şahaneydi ki, Serafim Rizos’un başka bir yerde yazdığına göre, devasa kaya kütleleri Kufulara itirazsız itaat ediyor ve onlara sırlarını açıyorlardı (Yeni Sinasos İlkokulu Müzesi Arşivi).
Ayrıca Serafim Rizos Kufu Hasan Ağa evinin ne kadar temiz ve bakımlı olduğunu anlatmaktadır, ve kendisinden söz ederken de ezik burnu, cübbesi, kırışık fesinin üzerine sardığı yeşil sarığı ile ne Hıristiyan’a ne de Müslüman’a benzediğini, eski zamanların insanını anımsattığını söylemektedir…..

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Kufu Hasan Ağa Kırım Savaşı sırasında 1853 yılında Kars dolaylarında vurulur. Ruslar onun burnunu ve kulaklarını keserler ve boynundan da yaralanır. Ancak yaralanma neticesinde şah damarı kesilmez ve yedinci kuşaktan torununun belirttiğine göre sürünerek yakındaki bir köye ulaşır ve orada hayvan bağırsağı ile boynundaki yarayı dikerler. Aylar sonra iyileşir ve yürüyerek Sinasos’a ulaşır. Tanınmaz hale gelmiş olmasından dolayı onu annesi bile ayırt edemez. Fes üzerine sardığı sarık ile kulaklarını gizler ve kesilmiş burnunu da işlemeli gümüş bir burunlukla gizler.

Kufu Hasan Ağa, şaşırtıcı bir şekilde unutulmuş bir şahsiyet, İbrahim Yücel’in ısrarcı çabaları sayesinde geçmişin ve unutulmuşluğun içinde yeniden gün yüzüne çıkıyor. İbrahim Yücel sorumluluk duygusu, saygı ve duyarlılıkla hareket ederek bu şahsiyetin varlığını kanıtlayan tanıklıkları ve bilgileri bir araya getirdi ve bu hikayeyi usta sanatçı Salih Kalyon’un başrolünde ve Engin Aslan’ın müziği eşliğinde belgesele aktararak onun yaşadığı ve eserlerini yarattığı zamanı ve mekânı aslına uygun bir şekilde betimleme girişiminde bulunmuştur.

Yaratıcısı hayatta olmasa bile eser sahibinin eşi benzeri olmayan kimliği, eserlerinde ifadesini bulmaktadır. Onları gördüğümüzde biz onu teşhis eder ve tanırız. Şimdi artık kayaya kazınmış kiliselerde, Serafim Rizos’un bize anlattığına göre (Yeni Sinasos İlkokulu Müzesi Arşivi) “Aya Sofya’nın bir minyatürünü yaratarak kayaya kazıdığı şaheserlerinde” Kufu Hasan Ağayı teşhis edeceğiz.

Serafim Rizos’u okuyunca, eserinin bizzat kendisi, yüzyılların içinde kaybolan bir geleneğin ve bir tarihin yok oluşuna ve hafıza kaybına karşı bir direniş ve sorumluluk dersi olarak onu görmemizi bize dayatıyor. Ve hiç şüphesiz İbrahim Yücel’in araştırması Sinasos tarihinin ve kültürünün daha başka ayrıntılarını da ortaya çıkaracak.

19 Mart 2013 tarihli yazısından;
“Kufu’nun evinde bir arkeolojik temizlik yaptığımız esnada, çok eski bir külünk buldum. Pas içindeydi. “Külünk” kaya parçalamaya yarayan bir tür küçük kazma. Avuçlarımda tarihi tutuyorum ve unutulmuş olması ürpertici…”

Birkaç gün sonra Rizos’un bir elyazmasında külünkü resimlerle ayrıntılı biçimde tarif ettiği elyazmasını bulup kendisine gönderdim. Bu her ikimiz için de şok ediciydi.
İbrahim Yücel, bu bilgilerin yerel mimari üzerine gelecekte yapılacak çalışmalarda eşsiz bir değere sahip olduğunu belirterek şunları ilave ediyor:

“Sinasos tarihindeki rolü dikkate alındığında Kufu Hasan Ağa; ustalığındaki hüneri, bilge kişiliği, her iki halkla arasında oluşturduğu sevgi bağı ve hepsinden öte Müslüman ve Ortodoks Rum hemşerilerin sevgi ve saygı ile buluştukları bir ibadethanenin emek ustası olarak ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bu ayrıcalık Kufu Hasan Ağa’yı Türk-Yunan barışının da ötesinde, ‘Evrensel bir Barış Mesajı’ vermede seçkin bir tarihi kişiliğe dönüştürmektedir.”

Geçtiğimiz Nisan ayının 29’unda Kapadokya’da, Serafim Rizos’un hatırasına ithaf edilmiş olan “Sinasoslu Kufu Hasan Ağa Evi” projesinin resmi tanıtımı proje sorumlularının tamamının katılımıyla gerçekleştirildi. Yerel yöneticiler, Mustafapaşa’nın (Sinasos) önceki Belediye Başkanları Mustafa Özer ve Levent Ak, muhtar Gültekin Kan, Kufu Hasan Ağanın torunları (onlar arasında sıcak konukseverliğinden dolayı bizim tanıdığımız Cavit Çelebi) da vardı.

İbrahim Yücel konuşmasında iki müstesna şahsiyetin, Kufu ve Serafim Rizos’un sahip oldukları tartışılmaz öneme değindi. Bu iki büyük şahsiyete karşı şükran borcu hissettiğini ifade etti. “Serafim Rizos’un memleketine olan sevgisi, yazdıklarıyla Sinasos’a sonsuzluğu bahşetmiştir “diyordu. Onun şahsına verdiği değer o kadar büyüktü ki onu kaynağından okuyabilmek için Yunanca öğrenmeye başladı. Serafim Rizos’un hatırasının Sinasos’tan silinmemesini bir sosyal sorumluluk meselesi olarak görmektedir.

Etkinlik esnasında S. Rizos’un kızı Anastasia’nın toplantıda okunmasını arzu ettiği İbrahim Yücel’in çalışmalarından duyduğu memnuniyeti belirten mesajı okundu. İbrahim Yücel, gösterdikleri güven ve okul Müzesi arşivinden sağlanan malzemeler için Nea Sinasos İlkokulu Okul Aile Birliği Derneğine ve bilgi, belge, fotoğraf vs ile katkı sağlayan herkese teşekkür etmeyi ihmal etmedi ve bu arada çocuklara da ayrıca sevgilerini iletti.

Hedeflerinin başarıya ulaşması ve amaçlarının gerçekleşmesi dilek ve temennileriyle şahsım adına ve Okul Aile Birliği Derneği üyeleri ile minik öğrenciler adına eski Belediye Başkanı çiçek demeti takdim edildiğinde duygusal anlar yaşandı. Bu yaratıcı ilişkilerin, sadece sözde ve kâğıt üzerinde değil eylemlerde ve yüreklerde de olduğunun bir göstergesiydi.

İbrahim Yücel, çocuklara ve okula yaptığı nazik jestlerle kendi tarzında hemen ve fiili olarak karşılık vermiştir. Ben, çok sevdiğim Sinasos’un tarihine ve sokaklarına yapılan bu yolculukta onun yol arkadaşı olarak İbrahim Yücel’in söylediği bazı sözleri yüreğimde saklıyorum: “Kapımız herkese açık, ama insanlardan destek istemiyorum. Ardında halkın desteği olmayan hiçbir proje hayatta kalamaz. Bunu özellikle vurguluyorum çünkü bu bir gönül işi. Böyle bir çalışmaya destek isteyemezsiniz. Desteklemek isteyenler kendi özgür iradeleri ve yürekleriyle katılacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın…”
Son olarak bu satırlar, Anadolu’daki hatıralarımıza karşı sözde duyarlıymış gibi davranan, ancak şahsi kibir ve menfaatleri uğruna kutsal ve değerli şeyleri, art niyet ve kişisel çıkarları doğrultusunda kendi nam ve hesaplarına açıktan kullanan, istismar edenlere ithafımdır.
Despina Bouyoukmanou- Papandreou

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir