Yoruldum. Beni kırmalarından, naz çekmekten, nabza göre şerbet vermekten, beklemekten yoruldum neyi beklediğimi bilmeden. Özlemekten yoruldum. En çok da düşünmekten, susmaktan yoruldum. Anlamayanlara laf anlatmaya çalışmaktan yoruldum. Dışımda sürekli susup içimde avazım çıktığı kadar haykırmaktan, hep kendimle baş başa kalıp hep kendime sığınmaktan yoruldum…
Üzülmekten yoruldum. Nasıl olsa küsmüyor, darılmıyor, idare ediyor diyenleri idare etmekten, herkesle yürünmeyecek yolları karşıma çıkan herkesle yürümeye çalışmaktan, kahve herkesle içilmez diyenlere inat olsun diye herkesle kahve içmekten, güvenimi sarsanları affetmekten, tevazu göstermekten, gerekmediği halde özür dilemekten, düştüğüm yerlerden tek başıma kalkmaya çabalamaktan gerçekten yoruldum. Karşımdakilerin yüreklerinde gizlediklerine değil, ağızlarından damlayan bir damla bala inanmaktan yoruldum.
Hayatımdaki bazı kişilerin varlığı zulüm ve işkence, yoklukları fark edilmezken, hayatın karşıma çıkarttığı gereksiz insanlarla muhatap oldum. Canımı acıtanlara karşı kendim olmaya çalıştım. Yalnızlığın kimsesizlik olduğu zamanları yaşadım ve yalnızlığı kalabalıklara tercih ettiğim günlerde içimi sadece hayallerle doldurup kendime sarıldım yoldaş oldum.
İyi insan olmanın her zaman iyi netice vermediğini müşahede ettim. Sevmenin ve sevilmenin anlamını anlamaya çalışırken, bu dünyaya niye geldim diye kendimi sorguladım? Eksik yaşayarak, öbür tarafa dolu gitmeye çabaladım ve yoruldum…
Çok karışık duygular içerisindeyim. Bir yanım olabildiğince huzursuz ve yorgun. Diğer yanım hala mucizelerin ve düşlerin gerçek olabileceğine inanıyor. Bu iki yön arasında gide gele eziliyorum. Kendime hayretle, hayal kırıklığıyla bazen hoşnutlukla bakıyorum. Kederliyim, bunalımdayım; coşkuluyum. Ben bunların hepsiyim aynı anda, ama toplayıp da sonucunu bulamıyorum. Natsuma Soseki; “Üç Köşeli Dünya” kitabında; “sadece aklın istikametinde hareket edersen insanlardan uzaklaşırsın. Duygularınla hareket edersen sürüklenirsin. Ruhunu açarsan ve dilediğin gibi yaşamazsan sıkışırsın. Nasıl bakarsan bak, insanlarla yaşamak zordur” diye yazmış.
“Bu zorluk arttıkça dünyadan uzaklaşmak ve sakin bir yerlere gitmek istersin. Nereye gidersen git bu zorluğun seninle geleceğini anladığın zamansa şiir doğar, resim can bulur. Zorluklara olabildiğince hoşgörü göstermek ve sürdürülen kısacık yaşamı güzelleştirmek gerekir,” diyor.
Kendim ve hayatım hakkında emin olduğum hiçbir kesin yargım yok. Nihai sonucu bulma, değer ve değersizliği belirleme yeteneğine sahip değilim maalesef. Gidecek bir yolum olsaydı keşke… Amacım, ideallerim olsaydı. Hangisi-ne gitmek istersem oraya giderdim. İstemezsem gitmezdim. Netice olarak maksada ulaşmak için doğru bildiğim yoldan mecbur kalmadıkça ayrılmazdım. Mutlu olmaya çalışır, başkalarıyla hiç uğraşmazdım.
Gün batımından sonra her şeyin karanlık olacağını düşündüğümüzde yıldızlar bize ışığını gönderiyor. Az da olsa iç ve dış dünyamız aydınlanıyor. Gündüzlerden olduğu gibi geceden de herkesin bir beklentisi oluyor. Kimi uyumayı, kimi rüya görmeyi, kimi de sabahı edip yeni günde umutlarına kavuşmayı bekliyor. Bunlar da bana göre değil… Beni yalnız uykusuzluk bekliyor.
Ne ölümün hüznü var üzerimde ne hayatın neşesi? “Nasılsın” samimiyetsizliği ile “iyiyim” sahtekârlığı arasında gidip geliyorum. İyi arkadaşlar, iyi kitaplar, başımı yastığa koyunca uyuyabileceğim rahat, huzurlu bir hayat arıyorum. Bu mütevazı hayatı, şuursuz bir şekilde tüketmek istemiyorum.
“Her fırtına hayatımızı bozmak için gelmez. Bazıları yolumuzu temizler. Her olaydan alınacak ibretler var. Her yağmurda şemsiye açılmaz; bazen de ıslanmak gerek.” Akıllı insan kendini suçlamak yerine, “bu yaşadıklarımdan ne öğrendim” diye düşünür? Biz de düşünelim bakalım “neler öğrendik?”
Nevzat Turgut Resmi Web Sitesi